DÜNYA BANKASINDA DANIŞMAN
Çobanın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş.
Tam o anda yanına bir Cherokee Jeep yanaşmış.
Brişni gömlek, Cerruti ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve YSL kravatlı bir sürücü aşağıya inmiş ve çobana sormuş.
- Eğer kaç tane koyunun olduğunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?
Çoban bir adama birde koyunlarına bakmış ” Tamam” diye cevap vermiş.
Genç adam arabasını park etmiş , telefonunu bilgisayarına bağlamış bir NASA sitesine girmiş, GPS´ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış.
Çobana dönmüş,
- Tam olarak 1586 adet koyunun var demiş.
Çoban,
- Doğru diye cevap vermiş,
- Koyununu alabilirsin. Genç adam koyunu almış ve Jeep´inin arkasına koymuş .
Bu sefer çoban genç adama dönmüş.
- Eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verirmisin? diye sormuş.
Adam,
- Evet neden olmasın diye yanıtlamış.
- Sen Dünya Bankasında Danışmansın demiş çoban.
Adam sormuş,
- Nasıl oldu da bildin?.
Çoban,
- Çok basit diye cevap vermiş,
- Buraya çağırılmadan geldin, bu bir..
- ikincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin.
- Üçüncüsü yaptığınn hiç bir şeyden anlamıyorsun, çünkü koyun diye köpeğimi aldın.
ÜSTAD
Adamın biri papağan almak ister. Gittiği dükkândaki papağanları sırayla inceler.
1. kafeste rengarenk, pırıl pırıl tüyleri olan papağanı beğenir.
Etiketinde 5.000 dolar yazılıdır.
Dükkan sahibine sorar,
- Bu kuş niye bu kadar pahalı?
Dükkan sahibi,
- Bu papağan tam 7 dil biliyor, onun için.
Adam başka bir kafeste bembeyaz şahane bir kuş daha görür.
Bunun da fiyatı 10.000 dolardır.
Yine sorar.
- Bu kuş niye bu kadar pahalı?
Dükkan sahibi,
-Bu kuş anayasayı ezbere okuyor da ondan.
Adam bir bakar en köşedeki kafeste, tüyleri dökülmüş ve kararmış yaşlıca bir kuş var.
Ama o da tam 50.000 dolar.
Peki, der, bu perişan haldeki kuşun nesi var?
Dükkan sahibi:
- Vallahi birader, bu kuşun nesi var biz de bilmiyoruz.
Ama öteki papağanlar sabahları buna “günaydın üstad” diyorlar.
UÇAK
Genç kadın uçağa binmek üzere havaalanına gelir ve bilet kontrolü yapılan masaya giderek, elindeki valizleri teslim eder.
Görevli “Biletinizi alabilir miyim?” der.
Kadın biletini verir ve ekler: “Biletimden anlayacağınız gibi Berlin’e gidiyorum. Ancak, verdiğim yeşil valizin Londra’ya, mavi olanın da Paris’e gitmesini istiyorum.”
Görevli şaşkınlıkla: “Özür dilerim, ancak bunu yapmam mümkün değil.”
Bunun üzerine genç kadın:
- Bunu duyduğuma çok sevindim. Geçen sene yapmıştınız da…
BAŞARISIZ OLMA YOLLARI
Hayatı yaşamak yerine ıskalamak, bir de “sevimsiz” ve de “başarısız” olmak istiyorsanız, aşağıdaki önerileri uygulamalısınız…
-İnanmanız gerekirden, kuşkulanın!..
-Güvenmeniz gerekirken, sorgulayın!..
-Emin olmanız gerektiğinde ise daima tereddüt gösterin!..
-Sevginizi açığa vuracağınıza, etrafınıza kin saçın!..
-Cesaret göstermeniz gerektiği an kaçın!..
-Risk üstlenmeniz gerekirse, bekleyin: Gün doğmadan neler doğar!..
-Kendinizi garantiye almadan adım atmayın…
-Duygularınıza boş verip mantığınızla övünmeyi sürdürün!..
-Umutlarınızı, beklentilerinizi ve kararlarınızı sürekli erteleyin!
-Konuşun, ancak harekete geçmeyin. Kaplumbağa gibi kabuğunuzun içinden çıkmayın!..
-Beklenmedik her olay karşısında paniğe kapılın.
-Çözümü değil, sorunları konuşun. Çözüme kilitlenmeniz gerektiğinde, soruna kilitlenin!..
-Her küçük sorunu “büyük sorun” olarak görün!..
-Geçmişte yaşadığınız mutsuzlukları düşünüp mutsuz olun ve bunları çevrenizle de paylaşın!..
-En yakınlarınızdan başlayarak tanıdığınız tanımadığınız tüm insanlara kaba davranın!..
-Sürekli olarak kapalı alanlarda yaşayın, ilkbahar, hatta yaz da gelse farketmez görünün!..
-Hiçbir sorununuzu paylaşmayın, kimseyle konuşmayın!..
-Eve daima geç gelin, evden hep erken çıkmaya çalışın!..
-Kitap filan okuyup çocuklarınızla oynayarak zaman kaybedeceğinize (!) zamanınızı televizyon seyrederek değerlendirin!..
-Eve her gelişinizde bağırıp çağırın ki, geldiğinizi herkes fark etsin!..
-Otoriter olun, yeri geldiğinde yumruğunuzu masaya vurmayı bilin!..
-Birlikte çalıştığınız, ya da birlikte yaşadığınız insanlara sert davranın ki, çekinsinler.
-Sürekli övünün. Çevrenize sık sık hayatta yakaladığınız fırsat ve imkanları anlatın.
-İnsanlar anlaşılmazdır! Bu yüzden onları anlamaya değil, düzeltmeye ve kullanmaya bakın!..
-Sizden beklentileri olan insanların beklentilerini boşa çıkarın!..
-Yakınlarınız hakkında dedikodu yapın, herkesi çekiştirin!..
-Hayatta kolaycı olun: Hiçbir konuda kafa patlatmayın, hadiseleri analiz etmeyin; ya kabul edin, ya da reddedin!..
-Evinizi ve işyerinizi kullanmadığınız eşyalarla tıka basa doldurun: Belki bir gün lazım olur!..
-Muhtaçlara sırt çevirin, mal varlığınızı bencilce salt kendinize harcayın!..
-Özür dilemeniz gerekse bile, başta eşiniz olmak üzere, kimseden özür dilemeyin!
-Her konuda haklı olduğunuza, haksız olsanız bile size hak verilmesi gerektiğine inanın!..
-Asla hayal kurmayın. “Ben gerçekçiyim, realistim” sözünü sık sık kullanın!..
-Sevmeyi, hele de bunu göstermeyi aklınızdan bile geçirmeyin! Bunlar zayıf insanlara göredir! Hatta sevmekten ve sevilmekten, ölümden korkar gibi korkun.
-Sorunları aşmada sık sık kaba kuvvete başvurun!..
-Tesadüfen yaptığınız birkaç iyiliği sürekli olarak anlatın!..
-Hayattan ders almayın, değişmeyin, hep aynı kalın!..
-Her söze “ben.. ben” diye başlayın, herkesin sözünü kesin, gururlanın!”
Bu kafada devam ettiğiniz taktirde, bin yıl yaşasanız bile ne yaşamayı öğrenebilirsiniz, ne de mutlu olmayı başarabilirsiniz.
Ama tabii hayat sizin: Siz bilirsiniz!
Yavuz BAHADIROGLU
HAYATIN ENLERi
Hayatta ki en önemli şey ALLAH’IN GÜCÜ !
En güçlü iletişim kanalı DUA !
En değerli servet İMAN !
Hayatta ki en etkili güç SEVGİ !
En büyük mutluluk ÖZVERİ !
Onsuz olunması en kötü şey ÜMİT !
En yIkıcı alışkanlık KAYGI !
Dünya üzerinde ki en inanılmaz bilgisayar BEYİN !
En büyük kayıp ÖZ SAYGIYI YİTİRMEK !
En büyük doğal enerji kaynağı GENÇLİK !
En çirkin kişilik özelliği BENCİLLİK !
Üstesinden gelinmesi gereken en büyük sorun KORKU !
En güzel kıyafet GÜLÜMSEYİŞ !
Başarıyı engelleyen en güçlü düşman MAZERET !
Toplumda istenmeyen en tehlikeli kişi DEDİKODUCU !
En güç dolu sözcük YAPABİLİRİM !
En değersiz duygu KENDİNE ACIMAK !
En çok güç veren aşı TEŞVİK ETMEK !
En etkili uyku ilacı ZİHİN HUZURU !
En taktir edilecek iyelik GÜVENİRLİLİK !
En mutluluk verici iş BAŞKALARINA YARDIM ETMEK !
Ve en iyi yaklaşım ŞÜKRETMEKTİR !
Şükretmek hayatın iyi tarafını ortaya çıkarır
Sahip olduklarımızın Aslında yeterli, hatta fazla bile olduğunu hissettirir
Reddi Kabule, Düzensizliği Düzene, Karmaşıklığı Netliğe çevirir
Bir öğün yemeği Ziyafete, Bir evi bir yuvaya çevirir
Şükretmek Geçmişimizi Anlamlı kılar, Bu güne huzur ve yarınlara bir ışık getirir
ALINTI
BİR BARDAK ÇAY
Bir bardak çay deyip geçmeyin aslında birçok gerçegi gösterir
Ve hayatımızdan bir kesittir.
Çayın Alt Demliği : “KAYNANADIR” Sürekli Kaynar Durur.
Hatta:Dikkat edilmezse TAŞABİLİR
Üst demlik:” GELİNDİR” Alt demlik kaynadıkça onunda Hareketi artar.
Ama Zamanla da Olgunlaşır ve Demlenir…. …
“GELİNİN KOCASI ise Bardaktır.
Her iki Çaydanlıktan da Yeterince Nasibini Alır.
Biraz Kaynana Doldurur onu;Birazda Gelin…
Bu nedenle de Denge Unsurudur.
Açık yada Demli çayın Hoşa gitmemesi Bundandır…. .
“ÇOCUKLAR” Çayın Şekeridir. Tat verir.
Çok Şeker Çayın Lezzetini Bozar.
Şekersiz Çaya alışanlara ise Bir tanesi bile…Fazla Gelir…..
“GÖRÜMCE” ise Çay kaşığıdır.
Arada Bir gelir; Karıştırıp Gider….
“KAYINPEDERE GELİNCE” o da ” Çay Tabağı”dır.
Çayın Demine, Suyuna Karışmaz; Bir Kenarda öylece Oturur.
Sadece Dökülenleri Toplar ve çevreye zarar vermesini engeller.
Ancak; Ara sıra boşaltılması gerekir, Yoksa Taşıp Herşeyi Berbat edebilir.
“ÇAY SÜZGECİ” Ailenin Sahip olduğu Değerlerdir.
Ve Aileyi Dış Müdahalelerden Korur.
Süzgecin Delikleri Büyük olursa ! Çayın Tadı Kaçar.
Suyu Isıtan “ATEŞ” ise HOŞGÖRÜDÜR.
O Olmadan Çay da Olmaz.
KISACASI Bir Bardak Çay “AİLEDİR”
ve Ağız Tadıyla içilen Bir Bardak çayın da Üstüne Yoktur..
KÜRTLER KİMLERDİR?
Kürtler, Mezopotamya’nın yerlilerinden olup Zagros dağlarından, Toros dağlarına kadar uzanan coğrafyada yaşayan 20-30 milyon kişiden oluşan etnik gruba mensup ve Hint-Avrupa dili konuşan halklardan biridir.
Din
Kürtler, dini bakımdan çok heterojen bir halk olup aralarında birçok farklı dine mensup gruplar vardır.
Kürtlerin çoğunluğu Sünni Müslüman olup Islamiyeti kabul etmiştir.
Türkiye ve İran sınırları içinde yaşayan Kürtlerin çoğunluğu sünni, diğerleri alevidir.
Ayrıca Şii,Yezidi, Yahudi, Zerdüşt ve Hıristiyan Kürtler de vardır.
Dil
Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İrani kolunun kuzey-batı İrani grubuna ait bir dildir.
Kürtçe, dünyada tahminen 30-40 milyon insan tarafından konuşulmaktadır.
Kürtlerin konuştuğu lehçeler şöyle sıralanabilir:
Kurmanci, Sorani ve Kelhuri. Ayrıca Zazaca da lehçelerden biridir.
Kürtçe, bugün Türkiye, İran, Irak, Suriye, Sovyetler Birliği, Lübnan gibi değişik devletlerin sınırları içinde yaşamakta olan Kürtlerce konuşulur.
Kürtçe Irak’ta resmi dil olarak tanınmıştır.
Kürtçe içerisinde, Farsça, Arapça ve Türkçe kelimeler bulunmaktadır.
Edebiyat
Kürt edebiyatı; halk (sözlü) edebiyatı ve yazılı edebiyat olarak ikiye ayrılır.
Sözlü edebiyat, yani halk edebiyatının tarihi binlerce yıl öncesine kadar dayanıyor.
Yazılı edebiyat ise bin yıl öncesine kadar dayanıyor.
Hemadani Baba Tahir (935-1010), Kürt edebiyatının ilk yazılı örneğini, bin 100 yıl önce İran’da Arap alfabesiyle Kürtçe yazmıştır.
Kürtçe’nin eski ve güçlü edebi ürünlere sahip diğer bir lehçesi de Kurmanci lehçesidir.
Kurmanci lehçesiyle bu güne kadar ulaşmış şiirler yazan Kürt şairleri arasında ilk akla gelenler:
Elîyê Herîrî (1425-1495), Feqîyê Teyran (1590-1660), Melayê Cizîrî (1570-1640) ve Ehmedê Xanî (1650-1707)’dir.
Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn adlı ünlü eseri ilk kez 1730′da çevrilip yayımlanmıştır.
Türkiye’deki Kürtler
Nüfus bakımından:
Türkiye’deki Kürt kökenli Türk nüfusuna dair sayım Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 1965′de yapılmıştır.
Buna göre, 1965′de 31.391.421 olan Türkiye Nüfusu’nun 2.219.502’si ana dili olarak Kürtçe’yi beyan etmiştir.
Bu sayı, toplam nüfusun yüzde 7,07’sine tekabül etmektedir.
2000′li yıllara bakıldığında ise Türkiye’de yaklaşık 15 milyon Kürt asıllı Türk vatandaşı olduğu belirtilmektedir.
Coğrafi yönden:
Türkiye’deki Kürtler Cumhuriyet’in ilk yıllarında yoğunlukla Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yayılmış halde bulunuyorlardı. Son yıllarda yaşanan iç göçler nedeniyle, bu bölgeden İstanbul, Adana, İzmir, Bursa ve Mersin gibi büyük kentlere göç etmişlerdir. Bu nedenle, özellikle Anadolu’nun batısında yaşayan Kürt kökenli nüfusun, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya göre çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir; ancak yukarıda belirtildiği gibi, nüfus sayımlarında vatandaşlık esas alındığı ve etnik köken sorulmadığı için, Kürt kökenli nüfusun nerede daha yoğun olduğu konusunda kesin bir şey söylemek olanaksızdır.
Ayrıca evlenmeler sonucu da nüfus karışmıştır.
Bir kısım Kürt kökenli Türk vatandaşı ise başta Almanya olmak üzere, çeşitli Batı Avrupa ülkelerine göç etmiştir.
Ortadoğu’da Kürtler
Kürtler yoğun olarak Toros ve Zagros dağlarının kesiştiği, Mezopotamyayı da içine alan, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu, Irak’ın kuzeyi, İran’ın Kurdistan, Batı Azerbaycan, Azerbaycan (Zengilan, Laçin, Kubadli, Kelbecer) Kermanşah ve Loristan eyaletlerinde yaşarlar.
Kaynak:
http://tr.wikipedia.org
HZ.HATİCE ve SEVGİLİ EŞİ
Allah, peygamberimize “Habibim” diyor.
Kainatın gözbebeği Hz. Muhammed’i koşulsuz seven gözler, bir kadına ait.
Tanrısal sevginin yeryüzünde verildiği kişi bir kadın, yani Hz. Hatice.
Dolayısıyla, yaratım başlangıcındaki sevgiyle yeryüzündeki kadın arasında doğrudan ilişki var.
Yaratımın özündeki aşkın, sevginin aynadaki yansıyışı olan Hz. Hatice, çölün içinde deniz gibiydi.
“İsim kaderdir” ve Hatice: “Erken doğan, erken uyanan, erken yol alan” demektir.
Erken olmakla ilişkili bir önemi var Hatice’nin.
Hz. Hatice, babasından aldığı terbiye yüzünden he zaman erken uyanmak ve sabırlı olmak mecburiyetinde.
Ataerkil, kadın aleyhine gelişmiş bütün o tabular karşısında da güçlü durmak zorunda.
Babası ve annesi onu sağlam bir karakterle yetiştirmeye özen gösteriyor. Ve o da her seferinde gayretiyle, iradesiyle tüm zorluklardan sapasağlam çıkıyor.
Hayatını kendi gayretiyle kurabilmiş, ortalamanın üstünde bir kadın.
Biraz eczacılıkla, hekimlikle uğraşan kadınlar ortaçağda cadı diye yakılıyordu.O ise; ticaret yapiyordu.
Eşini, kardeşlerini kaybetmiş olmak bugün bile kolay değil.
Evlendikleri zaman Hazreti Muhammed’ de henuz peygamber değil.
Bir kadının kendisinden 15 yaş küçük bir erkekle evlenmesi ise;, şu anda bile çok zor.
Sadece İslam coğrafyasında değil Londra’da da öyle…
Hz.Peygamber’den once iki kere evlenmiş iki çocuklu bir kadın. Zor bir hayatı var…
İlk eşi vefat etmiş, mutlu bir evlilikmiş. Ama ikinci eşiyle mutlu olmamış. Ondan da çocukları var.
Hazreti Muhammed, eşinin önceki evliliklerinden doğan çocuklarına sahip çıkmış, o çocuklar da hayat boyu Ehli Beyt’e sadık kalmışlar.
Hazreti Allah, Hz. Muhammed’e başka birinden evlat verip neslini öyle devam ettirebilirdi, niçin Hz. Hatice’yi tercih etti?
Çünkü o da seçilmiş biriydi. Burada insanlığa ironik bir cevap var.
Hz. Hatice’nin hayat hikayesi, kadınların aleyhine olan bütün hissiyatı ve bakirelik lehine olan olguları ters yüz etmiştir.
BEN KIZLAR BABASIYIM
O dönemde Hazreti Muhammed böyle bir evlilik yapıyor, ‘Ben kızlar babasıyım’ diyor.
Peki neden Hazreti Muhammed’in bu davranışı hiç örnek alınmıyor da; hala misvak kullanmasi ornek aliniyor….
Tarih yazanlar genelde erkek olduğu, dikkatler erkek başarıları ve erkek hayatı üzerine yoğunlaştırıldigi için.
Mesela peygamberimizin 63 yıllık hayatının sadece 34 günü savaşarak geçtiği halde, biz hep o 34 günü okuruz.
Halbuki “Ben kızlar babasıyım” diye kendisini tanıtan,
bir çocuğun kuşu öldüğü zaman ona taziyede bulunan;
katırlarını, develerini, etrafındaki kedileri seven,
ihtiyar kadınlarla şakalaşan, hayatın içinde bir erkek…
O ki Hazreti Hatice’yi ömrünün sonuna kadar hep aşkla hatırlamış.
Başka evlilikleri de olmuş ama Hazreti Hatice’yi hep ayrı tutmuş.
Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir coğrafyada, bu manada tabuları yıkan bir kimlik.
1500 yıl sonra baktığımızda, onların yaşadıklarının tabular dışı olduğunu görüyoruz.
SİBEL ERASLAN
HASRET
Benim kaderimmiş
Çağlar ötesinden sana bağlanmak
Sana uzak, sana çok yakın
Kütahya akşamlarından..
Ve Kütahya akşamlarında sana susamak..
Acılar içinde tükenmek yıllar yılı
Yaşlı gözlerinde gecelerin
Seni yaşamak..
Çiçekler açılmıştır şimdi
Senin gezdiğin mekanlarda
Varıp sana bakıvermek gerekir
Kenarlardan kıyılardan
Hasretinden özleminden
Sana taç yapmak gelir içimden
Oysa biliyorum ne denli başını alıp gitsede zaman
Seni silemez hatıralarımdan..
Sen gittin..
Ardından bir tutam hıçkırık bıraktın
Nice dualı sabahlar seni bekledim
Geliverirsin diye ansızın
Birgün..
Yıllar yılı varki hergece hergün
Gittiğin mekanlara taşınır gönlüm
Ne zaman bir ayrılık nağmesi dinlesem
Kahrımdan ölürüm..
Sen içimdeki bir yangın
Zamanın söndüremediği bir korsun..
Hücrelerime kadar dirhem dirhem
Beni yakıyorsun.
Orhan DAĞTAŞ
Kütahya/2002
İŞ HAYATINDA MUTLU OLMANIN İPUÇLARI
1. Kişisel problemlerinizi kişisel tutmaya özen gösterin:
Kişisel meselelerinizle fazlaca uğraştığınız zaman işinize konsantre olmakta ve mutlu olmakta güçlük çekersiniz. Hiç kimsenin kişisel yaşamı tamamıyla problemsiz olamaz, öncelikle bunun farkına varın.
Kısacası işinize odaklanabilmeniz ve verimli olabilmeniz için de kişisel sıkıntılarınızı evde bırakmalısınız.
2. Ofisinizi yuvaya dönüştürün:
Ofisinizi size ait kılın, çalışma alanınızı şirket politikası izin verdiği ölçüde kendinize göre dekore edin ve ofisinizde olabildiğince konforlu ve rahat olmaya çalışın.
3. Sağlıklı beslenin ve bol bol su için:
İyi beslenmek ve bol bol su içmek işyerinizdeki enerji ve genel tutumunuzda büyük fark oluşturacaktır.
4. Organize olun:
Elinizdeki iş yükünü tamamlamak için kendinize bir program çizelgesi hazırlayın. İş yükünden boğulduğunuzu ve nasıl başa çıkacağınızı düşündüğünüz an, işteki memnuniyetsizliğiniz artacaktır.
5. Hareket edin:
Hem sağlığınız hem de mutluluğunuz için mesai süreniz içerisinde zaman zaman yerinizden kalkıp, biraz hareket etmeye gayret edin.
6. İş arkadaşlarınızı değiştirmeye çalışmayın:
Kimseyi değiştiremezsiniz. Yalnızca sizin onlara verdiğiniz reaksiyonu değiştirebilirsiniz.
7. Başka kişilerin hareketlerinin sizi etkilemesine izin vermeyin:
Sadece anlaşmazlıkları çözmenin yollarını arayın ve rahatsız edici durumların oluşmasını önlemeye çalışın.
8. Kendinizi ödüllendirin:
İşinizin dışında kendinize bir ödül belirleyin. İster arkadaşlarla akşam yemeği, ister sinema, ister spor olsun arada sırada kendinizi şımartın. Evdeki stres nasıl işinizi olumsuz etkilerse, aynı şekilde hayatınızın olumlu yönleri de ofisteki modunuzu olumlu etkileyecektir, bunu unutmayın.
9. Arada bir soluk alın:
Ayaklarınızı kapalı tutun, kollarınızı yanlarda sabit bırakın ve derin nefes alın. Gün içerisinde bunu sık sık tekrarlayın.
10. Pozitife odaklanın:
İşte sevdiğiniz şeyleri belirleyin. Bunlar sadece sevdiğiniz iş arkadaşlarınız veya ofisinizde pencereden gördüğünüz güzel manzara gibi basit şeyler de olabilir. Kişi kendi kafa yapısını kendisi oluşturur. Negatif şeyler hakkında üzülmek sizi zaman içerisinde boğacaktır. Bu yüzden aklınızda işinizle ilgili sevdiğiniz pozitif noktalara vurgu yaparsanız, işiniz daha keyifli hale gelecektir.
www.monster.com.tr