FARE ve KORKU
Korkusundan devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır.
Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar.
Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür.
Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu tekrar eski haline döndürür. Ve der ki,
“Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var.
O yüzden ben sana yardim edemem.”
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor :
İnsanların çoğu…
Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için…
DEMOKRASİ İÇİN BİRKAÇ TEKLİF
Türkiye’nin kağıt üzerinde “demokratik bir hukuk devleti” değil, gerçekten öyle olmasını istiyorsak, seçilmiş iktidarların “sanal” değil, “gerçek” iktidarlar olmasından yanaysak, yapılacak iş çok karmaşık değil.
Zor olabilir ama karmaşık değil.
1. “İç tehdit” ve “iç düşman” kavramına son. Bir ülkenin vatandaşı ya da vatandaşları, “tehdit” de, “düşman” da olamazlar. Ne olabilirler? “Suçlu” olabilirler. Yasaların suç saydığı fiilleri işlemiş olurlar, ona karşı ne yapılacağı da yine yasalarda belirlenmiş olur. Demokratik hukuk devleti demek budur.
2. Hiçbir demokratik hukuk devleti, “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” ya da “Kırmızı Kitap” adı verilen, yasal dayanağı bulunmayan, gizli belgelerle yönetilemez. Ülkenin en yüksek organı olan TBMM’nin bilgisi ve denetimi dışında hiçbir belge, altında hükümetin imzası alınmış bile olsa yasal da olamaz, geçerli de olamaz. “Kırmızı Kitap”a son.
3. TSK İç Hizmetler Yönetmeliği ve hele onun bilmem kaçıncı maddesi yasaların ve Anayasa’nın üzerinde, -herhangi bir dönemdeki komutanların yorumuna tabi biçimde- olamaz.
4. Demokratik hukuk devletinde, Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlı olmamasını bırakın, Başbakan’a bile bağlı olmaksızın, sadece “sorumlu” olduğu bir düzen olamaz.
5. Demokratik hukuk devletlerinde, Türkiye’deki gibi EMASYA protokolü, İller Kanunu, Olağanüstü Hal Yönetmeliği vs. gibi sivil otoritenin otoritesini ortadan kaldıracak cinsten içeriklere sahip metinler olamaz.
CENGİZ ÇANDAR
HĀLĀ SİZİNLEYSE…
ona bir kere daha sarılın
Hala sizinleyse!!!………..
1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.
2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.
3 yasınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.
4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda “GITMIYCEEEEEEEM” diye ağlayarak teşekkür ettiniz.
7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.
9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü “Sen bizimle oturma” diyerek teşekkür ettiniz.
12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.
Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.
21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. “Ben senin gibi olmayacağım” diyerek teşekkür ettiniz.
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.
30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. “Artik bu ilkel yöntemleri bırak” diyerek teşekkür ettiniz.
40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. “Anne işim başımdan aşkın” diyerek teşekkür ettiniz.
50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.
Derken bir gün….. o öldü.
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü….
YOLUMUZDAKi ENGELLER
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş,
kendisi de pencereye oturmuş, bakalım neler olacak diye gözlüyordu…
Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler.
Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.
Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi.
Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi.
Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı.
Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı… Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde…
‘Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.’ diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
‘Unutmayin! Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.’
ASIL PROBLEM KİM?
CHP doneminin Basbakani Recep PEKER,
“Inkilap, bir sosyal bunyeden geri, egri, fena, eski, haksiz ve zararli ne kadar sey varsa;
bunlari yerinden sokup, onlarin yerine ileriyi, dogruyu, yeniyi ve faydaliyi koymaktir” diyordu.
Tam bir subjektiflik kokan, dusunce disiplininden mahrum bir aciklama.
Neden subjektif ? Sebebi su:
Neyin geri ve ileri,
Neyin fena ve iyi,
Neyin zararli ve faydali olduguna kim veya kimler karar verecek?
MARX bile hem genel, hem de ozel bir devrim tercihini “bilimsel” hale getirmeye calisti.
Basarmadi ama yinede cozumu gokten zenbille indirmek yerine, birer bilim olan tarih ve ekonomi icinde aradi.
Tek yanilgisi, tarih ve ekonomi yasalarini gecmisle ilgili genellemelerle sinirli tutmayip, gelecege de uygulamaya calismasinda ve insanligin belirli bir yone gitmesini kacinilmaz saymasinda yatiyordu.
Recep PEKER ve onun gibilerinin, daha dogrusu Ittihad ve Terakki zihniyetinin ve onun ikinci neslinin yaptigi ise;
“Biz yaptik, oldu” mantigidir.
Eger onlar gibi dusunmez, yasamaz ve onlarin dusuncelerinden farkli bir ileri surersen, en bastan karsi devrimci ve gerici damgasini yersin.
Onun icin bazi kisiler gazete koselerinde yazip, TV’lere cikip, muhafazakar gelismeyi mutlak bir yanlis ve suc gibi konusuyor, yersiz endiselerle herkesi sucluyor ve toplumsal korku pompaliyorlar.
Size ne?
Dogru sadece sizin bildiginiz mi?
Guzel sadece sizin yasadiginiz mi?
Faydali sadece sizin yaptiginiz mi?
Turk toplumu icin problem ne gericilik, ne muhafazakarliktir.
Asil problem, bu gibi hosgorusuz, dusunceye saygi anlayisindan mahrum dayatmaci zihniyettir.
Ve onlar bugun yillardir olusturduklari tek tarafli bu korkunc yapinin yikilmasindan korkuyorlar.
Halil BERKTAY
Taraf Gazetesi 24/01/2009
DERGİ ve KİTAP
Dergi hur tefekkurun kalesi ve bir zekalar toplulugunun eseridir.
En genc dusunceler, dergilerde kanat cirpar.
Dergiler, bir neslin vasiyetnamesidir, daha dogrusu mesajidir.
Dergiler, bir sehrin ic sokaklari gibi mahrem ve samimidirler.
Ve devrin cehresini makyajsiz olarak dergilerde bulursunuz.
Ama onlar muzeden cok bir antikaci dukkani gibi ihmal edilmis ve derbederdirler.
Bu acidan kapanan her dergi, kaybedilen bir savas, bir hezimet veya bir intihardir.
Kitap ise; gelecege yollanan bir mektup gibidir.
Kitap, sizinle beraber yasar, sizinle beraber buyur.
Kitap, cok defa tek insanin eseri, tek dusuncenin yankisidir.
Her kitap. kapilari herkese ve ilk gelene acilmayan tilsimli bir saraydir.
Kitaplar acilari, aliskanliklari ve zilletleriyle.
Varoslari, gecekondulari ve luks semtleriyle,
Metropol sehirlere benzerler.
Kalbi vardir kitaplarin.
Onlar sirtina basip ikbale tirmanacagin birer basamak degildir.
Kitaplarin kahrini cekecek ve hizmetinde bulunacaksin.
Senelerce hicbir sey beklemeden,
Diz cokup emirlerini dinleyeceksin.
Kaya homurdanir, mermer gulumser,
Ama konusan yalniz Kitap’tir.
Ve her kitapta kendimizi okuruz.
Cemil MERIC
RABBiNi HATIRLA
…..Ve sen yine denendiğinde
ve yine kalbin daraldığında
ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında
ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde…
Uzun uzun düşün ve hatırla Yaradanını!
BU DA GECER YA HU!
Sultan Mahmut bir gün tüm vezirlerini toplayıp,
bana öyle bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle birşey yazdırın ki:
ona her baktığımda,
“hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim”
diye buyurmuş.
Vezirler toplanmışlar dört bir yana haber salmışlar.
Sonunda bir gün yüzükle sultanın karşısına çıkmışlar, yüzüğü vermişler.
Sultan Mahmut “tamam işte bu” demiş.
Yüzüğün üzerinde
” BU da GEçER YA HU !”
yazıyormuş….
DERVIS ve ELMALAR
Bir gün bir derviş,
Bir kucak dolusu elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rastlamış…
Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları..
“Nereye gidersin?
Ne doldurdun kucağına?”
diye sormuş derviş.
Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız:
“Sevdiğim çalışıyor orada…
Ona elma götürüyorum.”
“Kaç tane” diye soruvermiş derviş.
Kız şaşkın:
“İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?” deyivermiş..
Ve usulca koparıvermiş derviş elindeki tespihin ipini!

SON YORUMLAR