Arşiv

Archive for Ağustos, 2008

EVLAD ACISI

Evlad acısı nedir bilirim

Ölür bir gün ağlarsın

Gider hergün ağlarsın

Categories: VADİ ÇİÇEKLERİ

UMUT ve NUFUS

Umuttan kayıt düşmedikçe

Nüfustan kayıt düşmez.

Categories: VADİ ÇİÇEKLERİ

BÜLBÜL ve GÜL

Bülbül küstü Güle..

Ve intikam alırcasına gitti Lale’nin başında ötmeye başladı.
Gül duysun ve kıskansın diye de sesini iyice yükseltti.
Karanfil, Papatya, Menekşe, Kardelen, Çiçek adına ne varsa hepsi Bülbül ve Lale’nin başına toplandı.
Ve aynı zamanda hepside Gül’e sırtlarını dönüp, arkasından konuştular.
Bülbül iyice coştu ve saatlerce öttü,
Ötecek hali kalmamıştı ki döndü arkasına..
Döndü lakin Gül yoktu ortalarda..
Telaşlandı ve o telaş içinde Orkide’ye:
“Gülüm nereye gitti?” diye sordu.

“Az önce öldü” dedi Orkide.

Bin pişman oldu Bülbül..

“Ama ben kıskandırmak ve ona bır ders vermek istemiştim sadece” dedi.            

Gözyaşlarını usulca sildi Orkide ve o en bilge duruşuyla:

Hata yaptın Bülbül kardeş..
Gül kırmızısını senin ötüşünden alıyordu, sen küsüp sırt çevirince ne kırmızı kaldı, ne de gül…

Gonderen
C.ERPOLAT

Categories: SÖZÜN ÖZÜ

OLUM [3]

APPLE ve PIXAR’in CEO’su STEVE JOBS’in

Stanford Universitesi 2005 Mezunlarina yaptigi konusmasinin 3.Bolumu

Ucuncu hikayem olum hakkinda.

17 yasindayken soyle bir soz okumustum:

“Her gununu hayatinin son gunuymus gibi yasarsan, gunun birinde hakli cikarsin”

Bu cumle beni cok etkilemisti.

Ve o gunden bu yana, yani 33 yildir her sabah aynaya bakip kendi kendime sunu sordum:

“Eger bugun hayatimin son gunu olsaydi, bugun yapacagim seyleri yapmak istermiydim?”

Uzun sure ard arda “Hayir” cevabini verdigimde, birseyleri degistirmem gerektigini anladim.

Insanin kisa sure icinde olecegini bilmesi, yasantisina damga vuracak kararlar vermesi acisindan buyuk onem tasir.

Cunku hersey, butun beklentiler, gururlar, kucuk dusme veya basarisizlik korkularinin hepsi, olum karsisinda degersizdir.

Onemli olan yalnizca olumdur.

Oleceginizi hatirlamak, kaybedecek birseyler oldugu dusuncesini yok etmenin en iyi yoludur.

Zaten ciplaksiniz ve yureginizin sesini dinlememek icin hic bir sebeb yok.

Bir yil kadar once bana kanser teshisi kondu.

Sabah 7:30’da girdigim ultrason’da pankreas’daki tumor bariz bir sekilde gorunuyordu.

Ben ise; pankreas’in ne oldugunu bile bilmiyordum.

Doktorlar bu turlu bir kanser’in tedavisinin neredeyse imkansiz oldugunu, en fazla 3 ila 6 ay yasayabilecegimi soylediler.

Ve yine doktorlarim, gidip islerimi yoluna koymami tavsiye ettiler.

Bu onlarin kibarca “olumunu bekle” deme sekliydi.

Bu cocuklariniza ilerideki 10 yil icinde soyleyeceklerinizi, birkac ay icinde soylemeye calismaniz demekti.

Bu ailenizin rahati icin gerekli olan herseyin, en kisa zamanda yapilmasi demekti.

Kisacasi bu “vada” demekti.

Butun gun o teshisle yasadim.

Aksama dogru biopsy yapildi, mide ve bagirsaklarimdan gecerek bir igneyle pankreas’imdaki tumorden birkac hucre aldilar.
Ben narkozla uyutulmustum ama, esimin soyledigine gore doktorlar alinan hucreleri mikroskobun altina koyduklarinda sevinc cigliklari atmislar. Cunku benim kanserim, ilacla tedavi edilecek turdenmis.

Ameliyat oldum ve simdi sukurler olsun ki; iyiyim.

Iste beni olume en cok yaklastiran olay budur.

Bu deneyimi yasamis biri olarak diyebilirim ki; Olum faydali demek, sadece entellektuel bir kavramdir.

Cunku hic kimse olmek istemez.

Cennete gitmek isteyenler bile, oraya girmek ugruna olumu goze almak istemezler. 

Oysa olum hepimizin ortak sonu.
 

Categories: HAYATIN İÇİNDEN

SEVGI [2]

APPLE ve PIXAR’in CEO’su Steve JOBS’in
Stanford Universitesi 2005 Mezunlarina yaptigi konusmasinin 2.bolumu

Ikinci hikayem sevgiyle ve kaybetmemekle ilgili:

Hayatimin erken bir doneminde neyi sevdigimi buldugum icin sansliydim.

Woz [Steve Wozniak] ve ben, ben 20 yasindayken ailemin garajinda APPLE’i kurduk.

Cok yogun calistik ve 10 sene sonra APPLE garajdaki iki kisiden, 4000 calisani olan 2 milyar dolarlik bir sirkete donusmustu.

En nadide urunumuz Macintosh’u piyasaya surdugumuzde ben 30 yasina yeni basmistim.

Ardindan ise sirketten kovuldum.

Kendi kurdugunuz bir sirketten nasil kovulabilirsiniz? Soyle:

APPLE buyuk bir sirket haline gelmisti ve bizde sirketi benimle beraber yonetebilecek, yetenekli olduguna inandigimiz birini ise ise aldik.

Ve ilk sene isler iyi gitti.

Fakat daha sonra gelecege yonelik goruslerimiz farklilik gostermeye basladi ve bir noktada koptu.

Bu noktada yonetim kurulumuz onun tarafinda yer aldi.

Sonunda 30 yasinda disarida kalmistim. Ve hemde herkesin gozu onunde.

Hayatimin odak noktasi olan sey, bir anda yok olmustu. Bu benim icin buyuk bir yikimdi.

Birkac ay ne yapacagimi bilemedim.

Fazla goz onunde olan bir basarisizlik sembolu olmustum ve vadiden {Slikon Vadisi] kacmayi bile dusundum.

Fakat icimde birseyler uyanmaya basladi. Yaptigim isi hala sevdigimi fark ettim.

APPLE’da olan olaylar, bu sevgimi en ufak bir sekilde degistirememisti.

Dislanmistim ama isime ve meslegime hala asiktim.

Ve herseye yeniden baslamaya karar verdim.

O zaman farkina varamamistim ama APPLE’dan kovulmak basima gelebilecek en iyi sey olmustu.

Basarili olmanin agirligi, yeniden baslamanin hafifligiyle yer degistirmisti.

Artik hicbir sey hakkinda eskisi kadar emin degildim.

Hayatimin en uretken donemine girmek uzere ozgurlesmistim.

Sonraki 5 sene NeXT adinda bir sirket kurdum.

Daha sonra da PIXAR adinda baska bir sirkete ve esim olacak inanilmaz kadina asik olmustum.

PIXAR’da dunyanin ilk bilgisayar animasyon filmi Toy Story’yi urettik.
Ve su an dunyanin en basarili animasyon studyosuyuz.

Inanilmaz olaylar zincirinden sonra APPLE, NeXT’I satin aldi ve ben bu yolla tekrar APPLE’a dondum.

Ve bugun APPLE’in yenilenmesinin kalbinde NeXT’te gelistirdigimiz teknoloji yatiyor.

Eger APPLE’dan kovulmamis olsaydim, bunlarin hicbirinin olmayacagindan son derece eminim.  

Bu olay benim icin tadi cok kotu bir ilacti ama, sanirim hastaninda buna ihtiyaci vardi.

Bazan hayat kafaniza bir tuglayla vurur. Bu durumda sakin inancinizi kaybetmeyin.

Ve su an devam etmemi saglayan seyin, yaptigim ise olan askim olduguna ikna olmus durumdayim.

Bu acidan neyi sevdiginizi bulmaniz gerek.

Gercek anlamda tatmin olmanin tek yolu, harika bir is olduguna inandiginiz seyi yapmanizdir.

Ve harika bir is yapmanin tek yolu ise, yaptiginiz isi sevmekten gecer.

Eger onu bulamadiysaniz, aramaya devam edin ve yilmayin.

Butun sevgiler gibi, onu buldugunuz zaman sevdiginizi anlayacaksiniz.

Ve butun asklar gibi, bu askiniz seneler gectikce daha da guzellesecek.

Kisacasi onu bulana kadar devam edin ve asla yilmayin!

Categories: HAYATIN İÇİNDEN

INANMAK ve GUVENMEK [1]

APPLE ve PIXAR’in CEO’su Steve JOBS’in
Stanford Universitesi 2005 Mezunlarina yaptigi konusmasinin 1.Bolumu

Bugun dunyanin en iyi universitelerinden birinin diploma toreninde sizlerle birlikte
olmaktan gurur duyuyorum.

Dogruyu soylemek gerekirse; ben universiteden hic mezun olmadim.

Ve mezuniyete en yaklastigim an da, su an.

Bugun sizlere hayatimla ilgili 3 kikaye anlatacagim. Hepsi bu. Sadece 3 hikaye.

 

Ilk hikayem “noktalari birlestirmekle” ilgili.

Reed Universitesine basladiktan 6 ay sonra Felsefe derslerine girmeyi biraktim.

Ancak gercek anlamda okulu birakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldim.

Universiteyi birakmamin sebebi ben daha dogmadan baslamisti.

Biolojik annem genc, evlenmemis bir universite mezunuydu ve beni evlatlik vermeye karar vermisti.

Beni universite mezunu bir ciftin evlatlik almasini cok istiyordu.

Bir avukat ve karisi beni evlatlik olarak almaya hazirdi ama, son anda ortaya bir sorun cikmisti.
Onlar bir kiz cocugu almaya karar vermislerdi.

Bir gece yarisi bekleme listesinde olan mustakbel aileme bir telefon geldi.

“Elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyormusunuz?”

Onlarda “tabiiki evet!” diye cevapladilar.

Biolojik annem, beni alacak olan mustakbel annemin universiteyi, babamin ise liseyi bile bitirmemis oldugunu ogrendiginde, evlatlik verme islemini tamamlayacak son kagitlari imzalamayi reddetti.

Ancak birkac ay sonra ailem beni universiteye yollayacaklarina dair soz verince ikna oldu.

Bu hayatimda bir baslangicti.

Ve 17 sene sonra universiteye basladim ama saf bir sekilde Stanford kadar pahali bir okul [Reed] sectim.

Emekci ailemin butun birikimi benim okul parama gidiyordu ve ben ailemin hayat boyu biriktirdigi parayi harciyordum.

Alti ay sonra buna degmeyecegini farkettim. Ama hayatimla ilgili ne yapacagima dair hicbir fikrim yoktu.

Ve universiteninde bunu bulmam icin bana nasil bir katki saglayacagini cozememistim.

Sonucta okulu birakmaya ve herseyin yoluna girecegine inanmaya karar verdim.

Bu bana o zaman cok korkutucu gelmisti ama, geriye donup baktigimda hayatimda verdigim en iyi kararlardan biri oldugunu goruyorum.

Okulu biraktigim an, zorunlu ama gereksiz olan ve ilgimi cekmeyen dersleri almama gerek kalmamisti.

Boylece sadece bana ilginc gelen derslere girebilecektim.

Aslinda bu hicde kolay degildi. Cunku yurt odam olmadigindan, arkadaslarimin odalarinda yerde yatiyor, kola siselerinin 5 cent’lik depozitolariyla yemek aliyor, her Pazar aksami guzel bir yemek icin 7 mile uzakliktaki “Hare Krishna” kilisesine gidiyordum. Ve buna bayiliyordum.

Merakim ve sezgilerim sayesinde icine dustugum cogu sey, daha sonra paha bicilmez deneyimlere donustu.

Bir ornek vereyim:

O zamanlar Reed Universitesi muhtemelen ulkedeki eniyi Kaligrafi [Calligraphy] derslerini veriyordu.

Kampusteki her poster, cekmecelerdeki her etiket, cok guzel bir sekilde elle yapilmis ve yazilmisti.

Okulu birakmis oldugum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadigim icin, kaligrafi dersi alip nasil yapildigini ogrenmeye karar verdim.

Serif ve San Serif yazi karekterleri, degisik harf kombinezonlari arasindaki boslugu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanin ne oldugu hakkinda cok sey ogrendim.

Cok guzeldi.
Tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki; bilim hicbir sekilde bunu yakalayamazdi.

Ve ben bunu muhtesem buldum.

Bunlarin hayatimda pratik bir uygulanma imkani yoktu belki ama, 10 sene sonra Macintosh’u tasarlarken bir anda aklima geliverdi.

Bunlarin hepsini Mac’te kullandik ve Mac guzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayar oldu.

Iste okulu birakmamis olsaydim o kaligrafi dersine girmemis olacaktim,
Eger o derse hic girmemis olsaydim, Mac hic cok yonlu yazi karekterlerine  veya bosluklari dogru orantida kullanan fontlara sahip olmayacak, kisisel bilgisayarlarda belki su an sahip olduklari o harika tipolojiye sahip olamayacaklardi.

Hatta Windows’da Mac’ ten kopyaladigina gore, hicbir kisisel bilgisayar bunlara sahip olmayacakti. 

Tabiiki universitedeyken noktalari ileriye bakarak birlestirmek imkansizdi.

Fakat 10 sene sonra geriye dogru baktigimda hersey cok ama cok berrakti.

Tekrar soyluyorum:

Noktalari ileriye bakarak birlestiremezsiniz, onlari sadece geriye bakarak birlestirebilirsiniz.

Ama noktalarin gelecekte bir sekilde birlesecegine inanmaniz gerekiyor.

Bir seye inanmali ve guvenmelisiniz.

Cesaretinize, kaderinize, hayatta kalmaya ve her hangi bir seye.

Cunku noktalarin ileride birlesecegine inanmak, size kalbinizin sesini dinleme rahatligi verir.

Ve bu yaklasim beni hic bir zaman yolda birakmadigi gibi, hayatimi da butunuyle degistirdi..

Categories: HAYATIN İÇİNDEN

ŞU GARIB INSAN

Ne garip bir oyuncak şu insan!

Yürür, konuşur ve acı çeker.
Bir nevi ıstırab makinesi.

Iplerini başkaları çeker.

Neye sevinir bilinmez.

Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti.

Etten bir kafes ve acz içinde çırpınan bir ruh.

Kader hep oynayamayacağı roller yükler insana ve sonrada ıslıklar.

Alkış ise sahtekarların…

Cemil MERIC

Categories: SÖZÜN ÖZÜ

DUYGULARIN GEOMETRISI

Önce sevdim, sevdiğimi öğrendim, sevebildiğimi farkettim:
Sevdikçe kendimi kainatla topladığımı gördüm.
Affetmeyi öğrendim:
Affetmenin, dostlarımı onla çarpmak olduğunu farkettim.
Pişman oldum, pişman olduğumu itiraf ettim:
Pişman oldukça hatalarımı küçük, anlaşılır ve bağışlanabilir parçalara bölebildiğimi gördüm.

Hatırlamayı öğrendim:
Hatırladıkça sevgilerimin karekökünü bulup, onlardan hüznü çıkardığımı farkettim.
Değer vermesini öğrendim:
Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup, onları mutlulukla çarpabildiğimi gördüm.

İltifat etmesini öğrendim:
Iltifat ettikçe insanlarla aramdaki en kısa mesafenin bir tebessümün resmettiği eğri bir çizgi olduğunu gördüm.

Özür dilemesini öğrendim:
Ozür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü, böylece dargınlıkların limit
sıfıra giderken yok olduğunu farkettim.
Aşık oldum, aşkı tattım:
Böylece bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 dereceyi aşıp, bütün yamukları kendi
içinde barındırabildiğini gördüm.
Hüzünlendim, hüznü sevdim, hüznün kalbime dokunmasına izin verdim:
Böylece bütün mutlulukların ve zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü gördüm.

Ve bir gün oleceğim, kesinlikle öleceğim ve öldüğüm gün anlayacağım ki:
Yaşadığım hayat, paydası sonsuz olan basit bir kesirden ibaremiş.
Kesr’in payında ne olursa olsun, ne kadar çok şey biriktirmiş olursam olayım, hepsi son işlemde sıfıra eşitleniyor.
Kesrin üzerine , yani bu dünyaya, sonsuzluk içinden bir şeyler koymam gerekiyor.
Yoksa elde var SIFIR.
T
üm bu işlemlerin sağlamasını yapmak isterseniz, kalbinize bir bakın.

Senai DEMIRCI

Categories: HAYATIN İÇİNDEN

KALP KRIZI

Hayat tarzimizin epeyce değiştiği şu son yillarda artik her yaşta insan “kalp krizi” geçiriyor.
Bu acidan aciklayacagimiz bazi hususlari iyi bilmek gerekiyor:

Diyelim ki, mesai saati bitti ve siz de akşam 18:30 civarında, alışılmadık derecede zorlu bir iş gününün ardından (tabii ki tek başınıza) arabanıza binip evin yolunu tuttunuz.
Çok yorgunsunuz ve canınız da fena halde sıkkın.
Birdenbire göğsünüzde, kolunuza ve çenenize doğru yayılmaya başlayan korkunç bir ağrı hissediyorsunuz.
En yakın hastaneye sadece on dakikalık mesafedesiniz ama hastaneye ulaşmayı başarıp başaramayacağınızdan emin bile değilsiniz.
Ne yapacaksiniz???
İlk yardim kurslarina katilacak kadar akli başinda biriydiniz ama kurstaki eğitmen, sizin başiniza bir şey geldiğinde ne yapacağinizi öğretmedi!!!
Yalniz başiniza iken kalp krizi geçirirseniz nasil hayatta kalirsiniz?
Cunku pek çok insan kalp krizi geçirdiği anda tek başina oluyor; etrafta yardim edecek kimse bulunmuyor.
Ve kalp atişlari düzensizleşen ve bayilacakmiş gibi hisseden birinin bilincini yitirmeden once yalnizca 10 saniye kadar zamani vardir.
Bu durumda ne yapmaniz gerekir?
Cevap:
1-
Paniğe kapilmadan üst üste kuvvetlice öksürmeye başlayin.
2-Öksürmeden önce her seferinde derin bir nefes alin; öksürükleriniz güçlü olsun, derinden gelsin ve uzun sürsün, tipki göğsünüzde birikmiş balgami atmaya çalişir gibi öksürün.
3-Her iki saniyede bir derin nefes alip öksürün ve bunu ya yardim gelene kadar, ya da kalp atişlariniz tekrar normale dönene kadar sürekli yapin.
Cunku derin nefes almak ciğerleri oksijenle doldurur.
Oksürmek kalbe tazyik yapar ve kan dolaşimini rahatlatir.
Kalbe uygulanan bu tazyik, kalbin normal ritmine dönmesini kolaylaştirir.
Ve bütün bunlar size, bilincinizi kaybetmeden önce hastaneye yetişecek zamani tanir. 
 

Ece ALTAY

Categories: GENEL KÜLTÜR

DUGUN KONUSMALARI

“Eskiden her şey güzeldi”, diyenlerden değilim.
Ama bazı şeyler var ki, sahiden eskiden daha güzelmiş. Düğünler mesela.
Birleştiren, kaynaştıran, evlilik çağı gelmiş diğer gençlerin de tanışmasına vesile olan, gençleri evliliğe özendiren, yaşlıları hayatlarının baharı ile yüzleştirip tatlı tatlı ölüme hazırlayan, çocukları şekerlemeye, tatlıya, gazoza boğan, eğlenmenin ‘dağıtmak’ anlamına gelmediği düğünler, sahiden eskide kalmış.
Bugun referansı din olan insanlar açısından ise düğünler sarpa sarmış durumda.
Yüzyıllardır Müslüman bir toplumuz, ama maalesef Müslümanlar olarak düğünlerin en tatsız geçtiği dönemi idrak ediyoruz.
Cağrılan hatiplerin düğün evini ölü evine dönüştürme gayretleri anlamsızlık bakımından açıklamaya muhtaçlar…
Düğün konuşmacıları’nın yaptığı konuşmalar 80′li yıllardan bu yana neredeyse hiç değişmedi.
Konusmalar gelin ve damada ‘çoğalmalarını’ emreden ve evliliklerinin Müslüman camia için damızlık bir önemi haiz olduğunun deklarasyonu ile açılıyor.
Çeçenistan’da, Filistin’de acı çeken Müslüman kardeşlerimizin dertlerinin ayrıntılı bir dökümü ile devam ediyor.
Benim ilk gençlik yıllarımda listeye Moro, Eritre, Somali ve Afganistan da dahildi.
Ey düğün merasimlerinde uzun ve bezdirici konuşmalar yapmaktan zevk duyan sayın hatipler!
İnsanlar bombalar altında bile evleniyor iken, evlilik, ‘hayatın her şeye rağmen devam ettiğinin’ hoş bir göstergesi iken, bu yaptığınız hiç de hoş olmuyor. bir.
Mantık evliliği yapan ya da görücü usulü ile evlendirilmekte olan, dolayısıyla birbirlerinden hoşlanıp hoşlanmadıkları bile kesin olmayan çiftler için gerekli olan yakınlaşma temasını darmadağın etmiş oluyorsunuz, iki.
Aşk evliliği yapmakta olan ve birbirine tutkun olan gençleri o akşam gerçekleştirecekleri etkinlikten dolayı suçluluk duygusuna gark etmeye çalışıyorsunuz ki bu hiç insani değil, üç.
Ümmet bilincine yeterince uyanmış konuklar açısından yaptığınız tereciye tere satmak olurken, hasbelkader konuklar arasında bulunan kalbi temiz laik teyzeler ve amcaları fena halde ürkütüyorsunuz, bu da, dört.
Düğün konuşmacılarından ricam şudur:
Lütfen yaptığınız konuşmalar kısa olsun, mücadele değil muhabbet içersin.
Saygılarımla…

Nihal B.KARACA

Categories: HAYATIN İÇİNDEN
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.