Fasıl,dindışı Türk musikisi geleneğinde aynı makamda ve çeşitli formadaki eserlerin sıralanmasıyla yapılan Konser demektir.
Veya kendine ait musiki edebiyatı olan bir tür olup, ceşitli usullerdeki eserlerin birbiri ardına bağlanmasıdir.
Bir baska tabirle usulden usule geçmek işidir.
Bunu yapmak ise çok kolay değildir.Cunku eserlerde usuller ve ritim kalıpları farklıdır.
Bu zor geçişleri de def sağlar. Ve bu yüzden “Def” fasıl ekibinin olmazsa olmazıdır.
Fasıl topluluğunu Def ’le usul vurarak “Serhanende” adı verilen kişi yönetir.
Fasıl musıkisini icrâ eden topluluk da belirli sayida sazende ve hanendeden oluşur.
Klasik fasıl sıralaması; “taksim”, “peşrev”, “kâr”, “1.beste”,”2.beste”, “ ağır semai”, “yürük semai”, “saz semaisi” şeklindedir.
Zamanla “şarkı” formunun önem kazanmasından sonra, bu geleneksel biçim yerini ağırdan başlayarak, gittikçe hızlanan çeşitli tempolardaki şarkılara bırakmıştır.
Fasıl musıkisi sarayda, Enderun’un kurulduğu dönemden itibaren meşk sistemiyle öğretilmeye başlanmıştır.
Saray dışından musıki ustalarınında katılımıyla padişah huzurunda icra edildiğinde “huzur faslı”, “harem faslı” diye adlandırılmıştır.
Açık alanlarda ve sarayların divanhanelerinde kalabalık hanende ve sazendelerin katılımıyla icra edildiğinde ise “meydan faslı” , “küme faslı” diye de isimlendirilmiştir.
Her şarkı fasılda okunmaz. Fasıl şarkısının yapısı ayrıdır.
Fasılda belli bir icra disiplinini gerektirir. Öyle ‘okudum oldu’ şeklinde fasıl olmaz.
Fasılın belli kurallari vardır. Ornegin:
Fasıl kapandıktan sonra istek parçalar söylenebilir.
Fasılda el çırpmak, alkışlamak ve konuşmak sanatçıya yapılabilecek en büyük hakarettir.
Fasılda Şarkılara eşlik edilebilir.
Fasıl, musiki kültürümüzün vazgeçilmezlerinden biri olarak kabul edilir.
Her tabakadan halkın musıki zevk ve kültürüne seslenebilen bir tür olarak yüzyıllardan beri etkinliğini sürdürmektedir.
Her insanın 3 çeşit karakteri vardır
1-Belli ettiği karakter
2-Sahip olduğu karakter
3-Sahip olduğunu sandığı karakter
Alphonso KARR
II.Mahmut zamaninda Avrupa’ya egitim gonderilen ogrenciler geri dondukten sonra yapmalari gereken isi birakip siyasete ve devlet yonetimine ozenmislerdi.
Doktor, muhendis veya akademisyen olsun, oralardaki ilmi gelismeleri ogrenip gelip ulkelerine faydali olsunlar diye gonderilen bu ogrencilerin bir cogu; gazeteci ve siyaset tutkunu olarak geri donmus ve her birisi yonetimde etkili olmanin yollarini arar olmuslardi.
Sistemi kendi siyasi emellerine uygun hale getirmek icin ellerinden geleni yaptilar.
Padisah Abdulaziz, once “Genc Osmanlilar” sonrada “Jon Turkler” diye anilan bu grubun her istedigini yapmiyordu. Dolayisiyle onu bir engel olarak gorduler ve “Deli” diye suclayarak tahttan indirilmesine ve daha sonrada oldurulmesine sebeb oldular.
Abdulaziz oldurttukleri gibi, utanmadan intihar ettigi haberlerini yaydilar.
Halbuki Abdulaziz’in her iki bilegi cok derin kesilmis, disleri kirilmis ve sakallari yolunmustu.
Ilk anda tibbi bir mudahele yaptirilmamisti.
Ve alelacele “intihar ettigine dair” bir rapor alinmisti.
Ayrica gunumuzde ortaya cikan fotograflardan da, olmeden once saray gorevlilerinin Abdulaziz’i asagiladiklari anlasilmaktadir.
Yorum sizlere ait…
1-Bilmediğiniz konuda konuşmayınız.
2-Karşı tarafın düşüncelerini kabul etmeseniz de dinleyiniz.
3-Muhatabınızın kültür seviyesine göre konuşunuz.
4-Hatalarınızı kabul ediniz, gerektiğinde özür dilemeyi biliniz.
5-Gerektiğinde teşekkür ediniz.
6-Uluorta her şeyi her yerde tenkit etmeyiniz. Hele ithama hiç yönelmeyiniz.
7-Konuşmalarınızı ölçülü yapınız, kısa ve öz konuşmayı tercih ediniz.
8-Ast üst ilişkilerinde konuşma ve davranışlarınızı iyi ayarlayınız; mesafeyi iyi koruyunuz.
9-Söz borçtur, verdiğiniz sözü yerine getiriniz.Yapamayacağınız işi vaat etmeyiniz.
10-Astın yanında üstün veya üstün yanında astın eksikliklerini kinci davranışlarla ortaya koymayınız.
11-Dedikodu yapmaktan kesinlikle kaçınınız.
12-Hoşgörü sahibi olunuz. Duygusal olmayınız.
13-Yetki ve sorumluluklarınızı iyi biliniz.
14-Mutluluk ve sevgi ifade eden gülümsemeyi yüzünden eksik etmeyiniz.
15-Temiz, tertipli ve düzenli olunuz. Dağınıklıktan kaçınınız.
16-Başkalarının açık ve eksik yanlarını aramayınız.
17-Çevrenizde sıcak komşuluk ilişkileri kurunuz
18-Aile yaşamına özen gösteriniz.
19-Hangi durumda olursa olsun, başkalarına ait makam koltuklarına oturmayınız.
20-Resmi makam ve ziyaretlere giderken, kendinize çeki düzen veriniz.
21-Milli ve dini bayramlarda, yeni yılda, doğum günlerinde, yeni atamalarda yakınlarınızı, arkadaşlarınızı kutlayınız; onların acı günlerinde taziyede bulununuz.
22-Özel ihtiyaçlarınızı ( gazete, dergi,sigara vb.) kurum personeli aracılığı ile temin yoluna gitmeyiniz.
23-Söylediklerinizi hareketlerinizle teyit ediniz.
24-Yapmacık söz ve davranışlardan kaçınınız
25-Giyim kuşam ve konuşmalarınızla karşınızdakine itimat telkin ediniz.
26-Tarafsızlıktan ayrılmayınız
27-En küçük bir birim amirinin odasına girerken bile kapıyı çalmayı unutmayınız.
28-Yeniliklere açık olunuz, öğrendiklerinizle yetinmeyiniz.
29-İhtiyacı olana bilgi vermekten çekinmeyiniz.
30- Astlarınızın yanında arkadaşlarınızla tartışmayınız.
31- Karşınızdakine zorluğu gösterip korkutmayınız. Kolaylığı gõsterip rehber olunuz.
32- Yolda giderken, sizden kıdemli veya büyük olanın solundan yürüyünüz.
33- Soru sorulduğunda düşünmeden cevap vermeyiniz.
34- Her içe başlamadan önce, hazırlık yapmayı bir alışkanlık haline getiriniz.
35- Gerekli olan yerlerde, soru sorma ve açıklama yapma cesaretini gösteriniz.
36- Sizden önce aynı yerde görev yapan yöneticiyi, kusurları ile değil, meziyetleri ile anınız.
37- Çalıştığınız kuruma hizmeti geçmiş ve çeşitli nedenlerle ayrılmış kişileri unutmayınız.
Canten KAYA
Meşhur bir filozofa
“Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?” diye sorulduğunda
“Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan”demiş.
Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış.
Talebesi: “İyi ama ben çok az bir parasına oynuyordum” diye itiraz edecek olunca Eflatun soyle cevap vermiş:
“Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.”
Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yasayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbirseyi olmayan kibirli bir adamla karsılaşır.
İkisinden biri kenara çekilmedikçe yoldan geçmek mümkün değildir…
Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa bakarak:
“Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem” der.
Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin bir sekilde su karşılığı verir :
Ben çekilirim!
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır.
Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar.
Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır.
Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir.
Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair tartışmaya başlarlar.
Kimyacı, “adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış”;
Fizikçi, “adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş”;
Jeolog, “burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış”;
Matematikçi, “sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış”;
Antropolog, “adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş”. der.
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar.,
Adam cevap verir:
- “Boru yetmedi.”
SON YORUMLAR