Allah, peygamberimize “Habibim” diyor.
Kainatın gözbebeği Hz. Muhammed’i koşulsuz seven gözler, bir kadına ait.
Tanrısal sevginin yeryüzünde verildiği kişi bir kadın, yani Hz. Hatice.
Dolayısıyla, yaratım başlangıcındaki sevgiyle yeryüzündeki kadın arasında doğrudan ilişki var.
Yaratımın özündeki aşkın, sevginin aynadaki yansıyışı olan Hz. Hatice, çölün içinde deniz gibiydi.
“İsim kaderdir” ve Hatice: “Erken doğan, erken uyanan, erken yol alan” demektir.
Erken olmakla ilişkili bir önemi var Hatice’nin.
Hz. Hatice, babasından aldığı terbiye yüzünden he zaman erken uyanmak ve sabırlı olmak mecburiyetinde.
Ataerkil, kadın aleyhine gelişmiş bütün o tabular karşısında da güçlü durmak zorunda.
Babası ve annesi onu sağlam bir karakterle yetiştirmeye özen gösteriyor. Ve o da her seferinde gayretiyle, iradesiyle tüm zorluklardan sapasağlam çıkıyor.
Hayatını kendi gayretiyle kurabilmiş, ortalamanın üstünde bir kadın.
Biraz eczacılıkla, hekimlikle uğraşan kadınlar ortaçağda cadı diye yakılıyordu.O ise; ticaret yapiyordu.
Eşini, kardeşlerini kaybetmiş olmak bugün bile kolay değil.
Evlendikleri zaman Hazreti Muhammed’ de henuz peygamber değil.
Bir kadının kendisinden 15 yaş küçük bir erkekle evlenmesi ise;, şu anda bile çok zor.
Sadece İslam coğrafyasında değil Londra’da da öyle…
Hz.Peygamber’den once iki kere evlenmiş iki çocuklu bir kadın. Zor bir hayatı var…
İlk eşi vefat etmiş, mutlu bir evlilikmiş. Ama ikinci eşiyle mutlu olmamış. Ondan da çocukları var.
Hazreti Muhammed, eşinin önceki evliliklerinden doğan çocuklarına sahip çıkmış, o çocuklar da hayat boyu Ehli Beyt’e sadık kalmışlar.
Hazreti Allah, Hz. Muhammed’e başka birinden evlat verip neslini öyle devam ettirebilirdi, niçin Hz. Hatice’yi tercih etti?
Çünkü o da seçilmiş biriydi. Burada insanlığa ironik bir cevap var.
Hz. Hatice’nin hayat hikayesi, kadınların aleyhine olan bütün hissiyatı ve bakirelik lehine olan olguları ters yüz etmiştir.
BEN KIZLAR BABASIYIM
O dönemde Hazreti Muhammed böyle bir evlilik yapıyor, ‘Ben kızlar babasıyım’ diyor.
Peki neden Hazreti Muhammed’in bu davranışı hiç örnek alınmıyor da; hala misvak kullanmasi ornek aliniyor….
Tarih yazanlar genelde erkek olduğu, dikkatler erkek başarıları ve erkek hayatı üzerine yoğunlaştırıldigi için.
Mesela peygamberimizin 63 yıllık hayatının sadece 34 günü savaşarak geçtiği halde, biz hep o 34 günü okuruz.
Halbuki “Ben kızlar babasıyım” diye kendisini tanıtan,
bir çocuğun kuşu öldüğü zaman ona taziyede bulunan;
katırlarını, develerini, etrafındaki kedileri seven,
ihtiyar kadınlarla şakalaşan, hayatın içinde bir erkek…
O ki Hazreti Hatice’yi ömrünün sonuna kadar hep aşkla hatırlamış.
Başka evlilikleri de olmuş ama Hazreti Hatice’yi hep ayrı tutmuş.
Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir coğrafyada, bu manada tabuları yıkan bir kimlik.
1500 yıl sonra baktığımızda, onların yaşadıklarının tabular dışı olduğunu görüyoruz.
SİBEL ERASLAN
Vahdettin’de bir hain degil, Osmanli’yi korumaya calisan bir devlet adamiydi.
Beceriksiz olabilir, ileri goruslu olmayabilir, ama hain degildi.
Biz haini cok kolay soyleyebilen bir toplumuz.
Once hainler ve sonra onlari cezalandiracak katiller uretiyoruz.
Biz Turklerin cok sik basvurdugu bir cikis yolu, bir yontem bu maalesef.
Ya kotuler ve iyiler, ya da hainler ve kahramanlar var.
Ikisinin arasinda insanlar yok.
Ayşe KULİN
Hz.Ali [ra] zamaninda fitne ve fesat hareketleri cok artmisti.
Birgun kendisine sordular:
Ey Allah Rasulunun halifesi! Hz.Ebu Bekir, Hz.Omer ve Hz.Osman doneminde bu kadar fitne yoktu.
Nicin senin halifelik doneminde bu fitneler daha cok artti?
Hz.Ali soyle cevap verdi:
Onlarin halifelik doneminde toplum, ben ve benim gibi kisilerden olusuyordu.
Benim halifelik donemimde ise; maalesef toplum sizler ve sizin gibi kisilerden olusuyor.
Sa’d b. Ebi Vakkas, Ibn-i Omer, Ibn-i Mes’ud ve Ammar b. Yasir gibi bazi sahabeler biraraya gelmis ve ortaya cikan fitnelerden konusuyorlardi.
Sa’d: “Bana sorarsaniz, ben evimde oturacagim ve fitneye karismayacagim” dedi.
Diger sahabeler ise kendisine;
“Savasmayacakmisin? Halbuki sen su istisare heyetine katilanlardan ve baskalarindan bu ise daha layiksin” dediler.
Sa’d ise onlara tekrar;
Bana iki agzi, iki dili ve iki dudagi olan, mumini kafirden ayirabilen bir kilic vermediginiz takdirde savasmam.
Evet! Ben cihad meydanlarinda da bulundum ve Cihad’i iyi bilirim. Fakat bu is, Cihad’a benzemiyor” diye cevap verdi.
Ilahi Komedya’ nin yazari Italyan Sair.
Dante, Avrupa’nin kutup yildizlarindan biri.
Bir aristokrat, tepeden tirnaga bir aristokrat.
Tek basina yuruyen bir adam; magrur ve munzevi.
Sevgileri de kinleri de kendinin.
Vatani bile yok. Surgun ve fermanli.
Once surgun edildi ve ardindan giyaben olume mahkum.
O vatanini terketmisti, sevdigi insanda onu.
Ulkesinde baslari ciceklerle tacli,
Ayaklarina zulmun kani bulasan korsanlar
Ferman kesiyor ve zaferlerini kutluyorlardi.
Ulkesindeki butun faziletler kovulmustu.
Dante, kaybolan bir davanin son mucahidi,
Icinde yasadigi toplumun vicdani.
Fikir adaminin mudahale hakkini idrak eden ilk sair.
Insanlara hakikati haykiran haysiyet sahibi yazarlarin kilavuzu.
Gonluyle muhafazakar, dehasiyla devrimci.
Davasi davamiz degil ve duygulari bize yabanci ama,
Her aydinin ondan alacagi ders:
Celadetidir.
Ve onun yasayan ve yasayacak olan tarafi,
Realizm’idir.
Sefalet icinde oldu ve olmeden once soyle dedi:
“Herkes ne derse desin, sen yoluna devam et!”
Fransız yazar ve düşünür.
Hıristiyanlığın en coşkun ve en inanmış tebligcilerindendi.
Kalbi daima insanlık aşkı ile tutuşmuş ve daima inandığı hakikatlerin canı pahasına savunucusu olmustu.
Bir gun geldi, kendi kilisesi tarafından afaroz edildi.
Nicin?
Kilisenin “ezeli prensiplerin aydınlatılmasına değil, sadece kilisenin cıkarlarını korumaya calısmasına” itiraz ettiği icin.
En normal, basit ve beşeri olguları ezeli kanun gibi sunan,
Bakkal terazisi kadar hassas ve bir o kadar da dengeleri cok kolay degişen
bir anlayışa ayak uyduramadigi icin.
Ayrica, bir taraftan ondan ve dusuncelerinden rahatsiz olanlarin ayak oyunlarina,
Diger taraftan da onu yanina cekmek isteyenlerin kurnazlik ve yalanlarina
itibar edildigi icin.
Evet! Iki turlu Avrupa var.
Iste Lamennais, tanımadığımız ve bilmedigimiz bu ikinci Avrupa’nın sesi.
Hayatının yarısından fazlasi Kilise’nin amaclari uğruna koşturmakla gecti.
Ama Kilise, bu samimi ve pervasız mucahidini inkar etti, adeta yok saydi.
Ve zavallı Lamennais, ömrünü vakfettiği davanın;
Nasıl bir serap, nasıl bir ruya ve nasıl hedefinden sapmakta olduğunu anlayınca da yıkıldı.
Yikildi ama ilk inanışlarına da ebediyyen sadık kaldi, onlardan en ufak bir sapma gostermedi.
Cemil MERiC
SON YORUMLAR