İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ

Charles DICKENS (1812-1870)

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca Cennet’e gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın* bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ‘’daha’’ sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.” (s.13) cümleleriyle başlayan kitabın konusu; Paris ve Londra arasında gelişen olaylarla, Fransız Devrimi’nin ekseni etrafında biçimlenir. Devrim döneminde Paris’in öfkeli, kana bulanmış sokaklarında, giyotinin gölgesinde yaşamak zorunda kalan insanların hayatına odaklanır.
MONSENYÖR DÜZENİ
Bu düzeni Kral, saray ve bu çevreyi temsil eden düzen olarak nitelendirebiliriz. ‘’Fransa Sarayının en güçlü lordlarından ve bu düzeni temsil eden prototiplerden biri olan Monsenyörün; genel sosyal meselelere ilişkin tek soylu düşüncesi; her şeyi kendi haline bırakmak, özel sosyal meseleler söz konusu olduğunda her şeyi kendine akıtmaktı – özellikle de gücü ve parayı.
Genel ya da özel, …bir diğer soylu düşüncesi dünyanın kendileri için yaratıldığıydı.
Onun düzeninde geçerli olan cümle şuydu: Yeryüzü ve içindeki her şey benimdir.
Monsenyör parasal işlerden anlamadığı için, özel parasal işlerini bir vergi memuruna bırakmış ve kız kardeşini de çok zengin olan bu vergi memuruyla evlendirmişti.
Bu vergi memuru ahırlarında otuz atı, evinde yirmi dört uşağı ve karısına hizmet eden altı hizmetçisi olan çok müsrif biriydi.
Monsenyörün bu düzeninde askeri bilgilerden yoksun subaylar, gemilerden anlamayan deniz subayları, hiçbir işten anlamayan devlet memurları, dünyanın en dünyevi ve arsız din adamları vardı.
Bunların hiçbiri bu işleri yapmaya uygun değillerdi ama oraya aitmiş gibi davranıyorlar, ucunda para olan her şeye koşturuluyorlardı.
Bakanlar, Avukatlar, Doktorlar, Planlamacılar, Bilim insanları, zengin ve görgülü ailelerden gelen kibar beyefendiler bu maskeli balonun figüranları gibiydi.
Öyle bir itaat, yalakalık, dalkavukluk, gurursuzluk ve sefil bir aşağılanma vardı ki; beden ve ruh bu kadar eğilince cennete varmaya bir şey kalmıyordu. 
Devlete, kiliseye, krala yerel ve genel vergi ödemekten soyup soğana çevrilen köylüler ve çiftçiler ise; isteksizce ekip biçiyor, vazgeçmeye ve yitip gitmeye dünden razı bir keyifsizlik içindelerdi. Önlerinde iki seçenek vardı. Ya sefil bir hayat, ya da tutsaklık ve ölüm.’’ (s.133-143)
DEVRİM ÖNCESİ TABLO
”Baskılarla insanlar o kadar sindirilmişti ki; hiç kimse sesini çıkaramıyordu.’’ (s.230)
”Ülkede her bir yeşil yaprak, her bir ot ve tahıl parçası en az o zavallı insanlar kadar kuruyup büzülmüştü. Her şey boynunu bükmüş, keyifsiz, harap ve yıkıktı. Her şey tükenmişti. Koca bir ülke yıkık bir şekildeydi ve yönetenlerin halka vaat ettiği tek şey kederdi. Meseleyi bu noktaya Saray ve saraya yakın Monsenyör (soylular) sınıfı taşımıştı. Ne tuhaftır ki, kendileri için kurulan ‘’düzen’’ çok yakında çöküp gidecekti! Bu düzenin ilelebet böyle gitmeyeceğini görememişlerdi anlaşılan! (s.272)
‘’İnsanlar, Monsenyör ya da devlete bağlı olduğu kadar, gerçeklerden de bir o kadar kopuklardı ve kendine doğru bir yol tutturmuş dürüst insanlar ise parmakla gösterilecek kadar azdı. Kederli toprakları kötü emelli insanların eline düşmüşken hiçbir şey yapamamaları onları huzursuz ediyor, yalnızca merhamet ve insanlık umuyorlardı.’’ (s.299)
DEVRİM ve SONRASI
”Akla gelebilecek bütün olumsuzlukların patlama noktasına getirdiği gözü dönmüş kalabalıklar 1789 Temmuz’unun ortalarında Paris sokaklarında çıldırmış gibi dolaşıyor, öldürülen insanların kellelerini lamba direklerinde ampül gibi sallandırıyorlardı. ‘’ (s.273)
”Yakılan şatolar alevlere ve yanmaya terk edilirken, herkes evlerinin camında birer mum yakıyordu.” (s.286)
‘’1792 yılına gelindiğinde sarayın ayrıcalıklı iç halkasından, entrika, yozlaşma ve riya dolu dış halkasına kadar her şey ve Kraliyet sona ermiş, (s.289) Kral hapse atılmış ve bütün yabancı elçiler Paris’i terk etmişti. (s.314) Yeni bir dönem başlamış, Kral yargılanmış ve idama mahkum edilmişti.’’ (s.336)
‘’Bu tür durumlarda kaçınılmaz olarak tezatlıklar devreye girer. Kurulan ihtilal mahkemeleri ve şüpheliler için çıkan yasa, hem özgürlükleri hem de hayatı tehlikeye atmıştı. Bu yüzden iyi ve masum kişilerin, kötü ve suçlu kişilerin eline düştüğü oluyordu.
Hiçbir günahı olmayan ve kendine savunma şansı verilmeyen insanlarla tıka basa dolu olan Hapishaneler basılıp mahkumlar öldürülüyor, insanların mallarına ve mülklerine el konuyordu.
Artık yeni düzen buydu ve işler böyle yürüyordu. İdam sehpasına, (yani Giyotine) ‘’Milli Ustura’’ deniyordu.’’ (s. 337-338)
”Devrin sloganı da ‘’Cumhuriyet Birdir ve Bölünemez’’ idi. (s 347)
”Evlerin kapılarına belli boydaki harflerle ve okunaklı bir şekilde ev sakinlerinin adı kazınıyordu.” (s.357)
Dönemin mantığı şöyleydi: ‘’Eğer Cumhuriyet sizden bir fedakarlıkta bulunmanızı istiyorsa, iyi bir vatandaş hiç tereddüt etmeden memnuniyetle bunu yerine getirmelidir. Cumhuriyet her şeyden önce gelir.’’ (s.361)
”Eğer Cumhuriyet sizden çocuğunuzu feda etmenizi isterse yapmanız gereken tek şey onu feda etmek olmalıdır. ‘’(s.392)
’Umutsuz menfaatler için umutsuz oyunların döndüğü, umutsuz bir zamandı bu. Bu ortamda hiç kimsenin hayatının bir değeri yok. Bugün omuzlarda eve kadar taşınan bir adam, ertesi gün mahkum edilebilir. ”(s.370)

KİTAPTAN BAZI SÖZLER
1-
‘’En büyük arzum bu düzene ait olduğumu unutmak. Ne o bana iyi geliyor, ne de ben ona. Hatta hiçbir açıdan benzemediğimizi düşünmeye başladım.’’ Sydney CARTON  (s.106)
2-‘’Yol uzun sürdü belki ama o yol da geliyor artık. …Hiçbir zaman geri çekilmeyecek ve asla durmayacak.’’ Theresa DEFARGE (s.222)
3-‘’Her şey güzel olacak dostum; hiçbir şey harcanmış ya da yıkılmış değil aslında.’’
Dr. MANETTE (s.335) 

* C. Dickens burada 1775 İngiltere’sini, romanın yazıldığı tarih olan 1859 ile karşılaştırıyor.

Charles DICKENS’in İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ kitabından derlenmiştir.
Can Yayınları (2020)
Latif ÜNAL

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s